Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nin ruhsatnamesi I. Dünya Savaşı’nda kaybolduğundan bu okulun kapatılması fırsatı ele geçmiş, ancak 17.04.1953’te Menderes Hükûmeti 106 sayılı yeni bir ruhsatname vermiştir.

    Alıntı: Ajan Okulları – Necdet Sevinç, (s. 86) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kur’an, sürekli olarak Tanrı’nın “mesaj”larının ve “işaret”lerinin anlaşılması için akıl gerektiğini vurgular. Müslümanlar kendi mantıklarından feragat etmemeli fakat dünyayı merak ve dikkatle incelemelidirler. Daha sonra Müslümanlara doğa bilimi geleneğini geliştirme olanağı sağlayacak olan da bu yaklaşımdır ve bu bilim Hristiyanlıktaki gibi hiçbir zaman din için tehlike olarak görülmemiştir. Sf. 225

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 225) kitabından birebir alınmıştır.

  • Muhammed’in ilk biyograficileri daima Arapların Kur’an’ı ilk duyuşlarında yaşadıkları derin şaşkınlığı ve hayreti ifade ederler. Birçoğu o anda din değiştirmiş, dilin bu olağanüstü kullanımının ancak Tanrı’dan gelebileceğine inanmıştır. Dine giren birinin bu deneyimini kapalı kalmış duygularının ilahi bir fetihle uyandığı ve duygu seline kapıldığı biçiminde anlatması çok rastlanan bir durumdur. Sf. 227

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 227) kitabından birebir alınmıştır.

  • Böylece Kur’an, Kureyş’e yeni bir şey öğretmemektedir. Gerçek’ten de O, bilinmekte olanların “anımsatıcısı”dır; bu bilgilere kolay anlaşılır bir açıklık getirmektedir. Sf. 223

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 223) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fakat ilk mesajları da hüküm dolu değildi. Daha çok umut dolu iyimser mesajlardı bunlar. Muhammed Kureyş’e Tanrı’nın varlığını kanıtlamak zorunda değildi. Hepsi, zımnen yerlerin ve göklerin yaratıcısı Allah’a inanıyordu ve büyük çoğunluğu O’nun Yahudi ve Hristiyanların inandığı Tanrı olduğunu biliyordu. Sf. 221

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 221) kitabından birebir alınmıştır.

  • Daha beşinci yüzyılda Filistinli Hristiyan tarihçi Sozomenus bize Suriye’deki bazı Arapların, İbrahim’in özgün dini adını verdikleri dini yeniden keşfettiklerini bildirir. İbrahim, Tanrı daha Tevrat’ı, İncil’i göndermeden yaşamıştı ve dolayısıyla, ne Yahudi ne de Hristiyan’dı. İlk biyograficisi Muhammed bin İshak’ın (öl. 767) bildirdiğine göre, Muhammed’e ilk vahyin gelmesinden kısa süre önce, Mekke’de Kureyş’ten dört kişi, İbrahim’in doğru dini Hanifilik’i benimsemişti. Bazı Batılı bilim adamları bu küçük Hanifi mezhebinin dindarca bir hikâye olduğunu, cahiliyye döneminin ruhsal huzursuzluğunu simgelediğini ileri sürmüşlerdir ama bunun gerçek bir temeli olmalıdır. Dört Haniften üçü ilk Müslümanlarca gayet iyi tanınmaktadır: Ubeydullah bin Cahş, Muhammed’in kuzenidir; sonunda Hristiyan olan Varaka bin Nevfel O’nun ilk ruhsal hocalarından ve Zeyd bin Amr, Ömer bin Hattab’ın, Muhammed’in en yakın arkadaşı ve İslam Devleti’nin ikinci halifesinin amcasıdır. Sf. 215, 216

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 215, 216) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bütün Mekkeliler, Arabistan’ın en önemli kutsal yeri olan Kâbe’yle övünüyorlardı. Her yıl yarımadanın her yerinden Araplar hac için Mekke’ye geliyor, birkaç gün boyunca geleneksel ritüelleri uyguluyorlardı. Kutsal yerin çevresinde bütün şiddet eylemleri yasaklanmıştı ve Araplar Mekke’de, eski aşiret düşmanlıklarının askıya alındığını bilerek, barış içinde ticaret yapabiliyorlardı. Kureyşliler kutsal yer olmadan ticarî başarılarını ve öteki aşiretler arasındaki, Kâbe’nin muhafızlığından ve eski kutsal mekânların koruyuculuğundan kaynaklanan prestijlerini elde edemeyeceklerinin farkındaydılar. Sf. 214

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 214) kitabından birebir alınmıştır.

  • Muhammed olağanüstü zeki biriydi. 632’de öldüğünde, Arabistan’ın neredeyse bütün aşiretlerini yeni bir birlik, ümmet içinde toplamıştı. Araplara kendi geleneklerine uyan özgün bir maneviyat getirmiş. Sf. 214

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 214) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mürüvvet Araplar için yüzyıllarca işlevsel olmuştur fakat altıncı yüzyıla gelindiğinde artık çağdaş koşullara yanıt vermez olmuştur. Sf. 213

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 213) kitabından birebir alınmıştır.

  • Komün etiğini burada daha da net biçimde görüyoruz: Katilin kendisini cezalandırmak gibi bir görev yoktur, çünkü İslam öncesi Arap toplumunda bir kişinin iz bırakmadan ortadan yok olması çok kolaydır. Bunun yerine düşman aşiretten bir kişinin cezalandırılması bu tür amaçlar için yeterlidir. Merkezi iktidarın bulunmadığı, her aşiretin kendi yasasını koyduğu ve çağdaş kolluk kuvvetine benzer bir örgütlenmenin bulunmadığı bir yörede, vendetta veya kan davası bir nebze toplumsal güvenlik sağlamanın tek yoludur. Bir şeyh misillemede bulunmakta başarısız olursa, hiç kimse onun aşiretine saygı duymayacak ve o aşiretin üyelerini, cezasız kalma duygusuyla öldürmekten çekinmeyecektir. Böylece kan davası, hiçbir aşiretin öteki üstünde egemenlik kurmaya kalkışamayacağı kaba ama geçerli bir adalet biçimi olur. Sf. 212

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 212) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yaşamın sürebilmesi için zorunlu olan toplumsal ruhun halk arasında gelişmesine yardımcı olmaya yönelik olarak Araplar mürüvvet adıyla anılan bir ideoloji geliştirmişlerdi ve bu ideoloji dinin işlevlerinden birçoğunu yerine getiriyordu. Arapların geleneksel anlamıyla dinle uyuşacak durumları yoktu. Sf. 212

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 212) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her kabile veya daha küçük aile grubu, Mekke’nin zenginliğinden pay almak için birbiriyle rekabet içindeydi ve en başarısız kabilelerin bazılarının (Muhammed’in kendi kabilesi Haşimiler gibi) varlıklarının tehlikede olduğunu hissediyorlardı. Sf. 211

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 211) kitabından birebir alınmıştır.

  • Altıncı yüzyılın son yıllarında ise ticarette büyük başarı göstermişler, Mekke’yi Arabistan’daki en önemli yerleşim yeri haline getirmişlerdi. Şimdi rüyalarında göremedikleri kadar zengindiler. Fakat önemli biçimde değişiklik göstermiş olan yaşam biçimleri eski aşiret değerlerinin, azgın ve acımasız bir düzenin egemenliği altına girmesi anlamına geliyordu. İnsanlar kökenlerinden uzaklaşmıştı ve yitiklik duygusu içendeydi. Muhammed Kureyş’in tehlikeli bir yolda olduğunu görüyordu ve yeni koşullarına uyum gösterebilmeleri için onlara bir ideoloji bulması gerekiyordu.

    Bu sırada herhangi bir siyasal çözüm, dinsel nitelikte olmak durumundaydı. Muhammed Kureyş’in parayı din edindiğini biliyordu. Sf. 210, 211  

    Şimdi yeterli yiyecekleri vardı ve Mekke’yi uluslararası ticaret ve maliye merkezi yapmışlardı. Sf. 211

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 210, 211) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zulme uğrayan ve hoşgörü isteyen bir mezhebin temsilcisi olarak doğan Kilise, çok geçmeden insanlardan, kendi kanunları ve itikatlarına uymalarını talep etmeye başladı. Sf. 175

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 175) kitabından birebir alınmıştır.

  • Roma yöneticileri Hristiyanları cezalandırdıklarında onları “ateizm”le suçlamışlardır, çünkü onların tanrı kavramı Roma yaşam tarzını ciddi bir şekilde incitmekteydi. Geleneksel tanrılara prim vermediklerini gören halk, Hristiyanların devlet için bir tehlike oluşturup, hassas düzeni altüst edeceklerinden korkmaktaydılar. Hıristiyanlık uygarlığın başarılarını görmezden gelen barbarca bir itikat olarak görülmekteydi. Sf. 163

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 163) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bununla birlikte İnciller, Tanrı’nın İsa’ya, sıradan bir ölümlü olmasına rağmen, hastaları iyileştirme ve günahları affetme gibi Tanrısal işler yapmasını mümkün kılan bazı ilahi “güçler” (duanist) verdiğini söylerler. Sf. 139

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 139) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öyle anlaşılıyor ki İsa başlangıçta, Esseni olma ihtimali yüksek bir gezgin derviş olan Vaftizci Yahya’nın bir şakirdi idi. Yahya Kudüs yönetimini iflah olmaz derecede yozlaşmış görüyor ve bu yönetime karşı ağır ithamlarla dolu konuşmalar yapıyordu. Sf. 137

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 137) kitabından birebir alınmıştır.

  • Miladi birinci yüzyıla gelindiğinde, Yahudilik’in Roma İmparatorluğu’nda oldukça güçlü bir konumu vardı. Bütün imparatorluğun onda biri Yahudi’ydi; Filon’un İskenderiye’sinde Yahudiler nüfusun yüzde kırkını oluşturmaktaydı. İmparatorlukta insanlar yeni dinsel çözümler arayışındaydı; tektanrıcı yaklaşımlar gündemdeydi ve yerel tanrılar giderek daha kapsayıcı bir tanrısallığın açık tezahürleri olarak görülmekteydi. Sf. 122, 123

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 122, 123) kitabından birebir alınmıştır.

  • Musa’nın bir İsrailli köleye kötü davranan bir Mısırlıyı öldürmesi üzerine Mısır’ı terk etmek zorunda kaldığı hatırlanacaktır. Sf. 51

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ardından Mısırlılar da aynı yerden geçmeye teşebbüs ettiklerinde ise denizi kapatır.

    Bu son derece zalim, tarafgir ve katil bir Tanrıdır. Orduların tanrısı, Yehova Sabaoth olarak bilinecek bir savaş tanrısıdır. Sf. 48

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 48) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tanrılara insan kurban etmek pagan dünyasında yaygın bir uygulamaydı. İlk çocuğun, genellikle, anneyi bir çeşit senyörlük hakkının (droit de seigneur) gereği olarak gebe bırakan bir tanrının çocuğu olduğuna inanılırdı. Çocuğu dünyaya getirirken tanrının enerjisi azalırdı, dolayısıyla, bunu yenilemek ve bütün olası manaların dolaşımını sağlamak için ilk çocuk kutsal babasına geri gönderilirdi. Sf. 46

    Alıntı; Tanrı’nın Tarihi – Karen Armstrong, Çevirenler; Oktay Özel, Hamide Koyukan, Kudret Emiroğlu, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Ocak 2017 – Sf. 46) kitabından birebir alınmıştır.